Yakutistan Eksi Kaç Derece?
Soğukla Tanışma
Kayseri’nin soğuk kışları benim için hep bir hüzünle karışmıştı. Havanın ısısını hissettiğinizde, bir yandan da içinde bir şeylerin üşüdüğünü bilirsiniz ya, işte öyleydi Kayseri kışları. Bembeyaz kar örtüsüne gömülmüş sokaklarda yürürken, donmamak için içine çektiğiniz nefesin bile soğuk olmasını hissederdiniz. Ama bu, Yakutistan’ın soğuklarıyla karşılaştırıldığında ne kadar naifti, bunu o gün anlamıştım.
Bir Gün, Bir Seyahat
O gün, birdenbire kafamda beliren bir düşünceyle başladı her şey. Yakutistan, yani dünyanın en soğuk bölgesindeki o kasaba. Eksi 40, eksi 50, belki de eksi 60 dereceye kadar düşen sıcaklıklar… Bütün bunlar bir anlamda büyüleyiciydi. Ben, Kayseri’nin soğuklarını tanıyan biri olarak, bir gün bu iklimin tam ortasında duracağımı düşündüm. Hangi duyguyu daha çok hissedebilirdim? Bir korku vardı, ama belki de daha çok merak…
Bunu düşünürken, cebimdeki telefonun ekranına yansıyan haber başlıklarını okudum: “Yakutistan eksi 60 dereceyi buldu!” Ekranı daha dikkatli inceledim, soğuk hava dalgası dünyayı etkisi altına almıştı. O an, içimde bir kıvılcım yandı. Sadece soğuk değil, bu soğukların verdiği anlamları, bu acımasız kışın içinde insan ruhunun nasıl bir direniş gösterdiğini düşündüm. Yalnızca fiziksel bir soğukluk değildi bu; içsel bir savaş gibiydi.
Bir Adım Daha
Yakutistan’da soğuk, bir şekilde insanları daha güçlü kılıyor gibiydi. Kimileri için soğuk, kimileri içinse hayatta kalma mücadelesiydi. Ben, Kayseri’deki alıştığım bu soğukta bile, bazen içimde kaybolan bir şeyler olduğunu hissediyordum. Hayatın karmaşası, bazen bir kaç adım daha atmak için cesaretinizi kırabiliyor. Yakutistan’ın soğuğu o kadar kararlıydı ki, beni hayatta kalmak için her şeyimi ortaya koymaya zorlayan bir güç gibi hissettirdi.
Hayatta kalma içgüdüm, Kayseri’nin soğuklarında bile bazen soğuk bir rüzgar gibi vururdu. Ama Yakutistan’daki o derin soğuk bambaşkaydı. Hangi zorlukların insanları buralara kadar getirdiğini düşündüm. Kışın ortasında, eksi 60 derecede insanlar nasıl yaşamaya devam ediyorlardı? Belki de her bir kar tanesi, o insanların hayata tutunuşunun sembolüydü. Bir kar tanesi düşer, ve bir insan hayata yeniden başlardı.
İçsel Soğuk
Kayseri’nin soğuğunda insan soğur ama yine de umutlu kalır, değil mi? Yalnızca buzdan yapılmış bir duvar var, ama bir şekilde duvarın ardındaki sıcaklık hissedilebiliyor. Bu, belki de hayatın soğuk yönlerine rağmen içindeki sıcaklığını kaybetmemekti. Ancak Yakutistan’da işler farklıydı. Eksi 60 derece bile olsa, bir insan o soğukta umutsuzluğa kapılabilir miydi? İçsel soğukları, fiziksel soğuklardan daha çok hissettikleri bir yerde yaşamak… Bunu düşündüm.
Belki de o kadar uzaklara gitmeye gerek yoktu. Kayseri’deki soğuklarda bile insanın içindeki kaybolan sıcaklıkları tekrar bulma mücadelesi vardı. Bazen, karanlıkla gelen zorluklarla yüzleşmek gerekir. O zaman fark ediyorsunuz; Yakutistan’ın eksi 60’ında hayatta kalmak, dışarıdaki soğukla mücadele etmek kadar, içsel dünyanızla da başa çıkmaktı.
Bir Soğuk Daha
Bir gece, sıcak bir çay içip pencerenin kenarına oturdum. Dışarıdaki soğuk, yine ruhuma sinmişti. O soğuk, Kayseri’deki soğuk değildi; o, derin, insana dokunan bir soğuktu. Bunu anlamıştım: Her soğuk, bir içsel yolculuğun başlangıcıydı. Kayseri’nin soğuklarında, bazen içimde bir boşluk hissederdim. Ama Yakutistan’ın eksi derecelerinin hayalini kurarken, bu boşluk belki de bir şeyleri anlamaya başlamanın başlangıcıydı.
Yakutistan’ın eksi 60’ı, sadece bir rakam değildi. O, insanların hayatta kalma mücadelesinin sembolüydü. Bazen, soğuğun içinde kaybolan hayallerimizi bulabilmek için dışarıya, donmuş dünyaya bakmamız gerekir. Benim için bu soğuk, yalnızca bir sıcaklık değeri değil, aynı zamanda hayatta kalmak için verdiklerimizin değerini anlama yolculuğuydu. Yalnızca fiziksel soğuk değil, aynı zamanda içsel sıcaklıklarımızın da sınandığı bir soğuk…
Sonuç
Yazının başında sormuştum, Yakutistan eksi kaç derece diye. Şimdi ise biliyorum: Bu yalnızca dışarıdaki bir soğuk değildi. Yakutistan’daki o soğuk, insanın içindeki en derin duygularla yüzleşmesini sağlayan bir yolculuktu. Soğuk bir yere gitmek, yalnızca fiziksel bir yolculuk değil, bir insanın kendi ruhuna yaptığı bir keşifti. Belki de dünyanın en soğuk yerlerinde bile, en sıcak duygular saklıydı.