Ne Kadar Yaşayacağını Söyleyen Film? Farklı Yaklaşımlar
İçimdeki Mühendis: Bilimsel ve Mantıklı Bir Bakış
Konya’da, kendi odamda bir şeyler karıştırırken aklımda bu filmle ilgili kafamı kurcalayan bir soru vardı: “Ne kadar yaşayacağını söyleyen film” bize neyi anlatıyor, bilimsel olarak ne kadar gerçekçi? Filmde, her bireyin yaşam süresi bir dijital saatle belirlendiğinde, aslında zamanın ne kadar soyut bir kavram olduğu üzerine bir soru işareti oluşuyor. İçimdeki mühendis diyor ki: “Bunu sayılarla ve verilerle anlamalıyız. Zaman, sadece matematiksel bir gerçekliktir. Bir insanın ne kadar yaşayacağını belirlemek için biyolojik faktörler, genetik miras ve çevresel etkiler gibi çok sayıda değişkeni hesaba katmamız gerek.”
Gerçekten de, biyolojik olarak insan ömrünü bilmek mümkün olsa da, bu tür bir “tahmin” insanın hayatını ne şekilde etkiler? Mühendislik bakış açısıyla, insanın yaşam süresi genetik ve çevresel faktörler tarafından belirlenir. Teknolojik gelişmelerle birlikte, belki bir gün bu tahminleri çok daha doğru şekilde yapabiliriz. Ama filmde gösterilen gibi bir dijital saatle her anımızın ne kadar kaldığını görmek, aslında içsel bir kontrol duygusu yaratabilir mi? İçimdeki mühendis buna karşı; “Hayır, bu tamamen soyut. Bir insanın hayatı, sadece fiziksel parametrelerle ölçülemez.”
İçimdeki İnsan: Duygusal Bir Yansıma
Ama bir de içimdeki insan tarafım var, o başka bir şey söylüyor. “Ne kadar yaşayacağımı bilseydim, acaba hayatım nasıl olurdu?” diye düşünüyorum. Duygusal olarak bakıldığında, bu filmdeki gibi bir durumda, insanın her anının kıymetini bilmesi gerektiği gerçeği ortaya çıkıyor. Eğer ne kadar zamanınız kaldığını bilseydiniz, o zaman her bir an çok daha değerli olurdu, değil mi? İçimdeki insan tarafı diyor ki: “Belki de en büyük kaygı, zamanı bilmeden yaşamak değil, zamanımızı nasıl geçireceğimizi bilmemek.”
Filmdeki karakterler, ne kadar yaşadıklarını öğrendiklerinde, bu bilgiye göre hayatlarını şekillendiriyorlar. Kimi insanlar bu durumu korku ve kaygıyla karşılıyor, kimi insanlar ise hayatlarının geri kalanını daha anlamlı kılmaya çalışıyor. İşte bu, insan olmanın belki de en önemli kısmı; bilinçli bir şekilde zamanın geçişini fark etmek ve bu geçişi nasıl değerlendireceğimizi tartışmak. Belki de zamanın bilinmesi, yaşama duyduğumuz duyguyu etkiler, ama o duyguyu ne kadar derinden hissettiğimiz de büyük ölçüde bizim bakış açımıza bağlıdır.
İçimdeki insan, filmin bana sunduğu bu duygusal soruyu çok daha derin hissediyor: “Acaba zamanımın ne kadar kaldığını bilseydim, hayatta neleri değiştirmek isterdim?” Bu soru, yaşamı daha anlamlı kılmaya çalışan bir birey olarak, bana belki de sadece zamanı değil, nasıl bir insan olmak istediğimi daha çok düşündürüyor.
Zamanın Bilinmesi: İki Tarafın Dengeyi Arayışı
Filmde karakterlerin yaşam sürelerini bildiklerinde farklı tavırlar sergilemesi, bana şunu düşündürüyor: Zamanı bilmek insanı nasıl etkiler? İçimdeki mühendis bunu matematiksel ve objektif bir şekilde tartışıyor. Eğer yaşam süresi tahmin edilebilirse, buna dayanarak daha verimli bir yaşam planı yapabiliriz. Zamanı verimli kullanma fikri, mühendislik bakış açısıyla çok mantıklı; her anın değerini bilmek, zamanın boşa harcanmamasını sağlar.
Fakat, içimdeki insan ise tamamen farklı bir noktaya dikkat çekiyor. “Eğer yaşam süreni bilseydin, hayatını sürekli olarak bir sona doğru ilerleyen bir yolculuk olarak mı görürdün?” İnsan, bir noktada sadece zamanın kısıtlı olduğunu değil, bu kısıtlamanın insana ne hissettirdiğini de anlamalı. Bu sorunun cevabı, her insanın içsel bir yolculuğudur. Belki de yaşam süresini bilmek, hayatı anlamlı kılmanın bir aracı değil, tam tersi, onu bir yük haline getirebilir. Hayatın ne kadar kısa olduğunu bilmek, bazen her şeyin daha da anlamlı hale gelmesini sağlayabilir, bazen ise bu bilgi insanı bir tür kaygıya sürükler.
Sonuçta: Bilim mi, Duygu mu?
Sonunda, bu film üzerinden ne kadar yaşadığımıza dair çıkan sonuçların doğruluğunun, insanın kişisel bir yolculuğuna nasıl yansıdığına dair bir içsel çatışma yaşıyorum. İçimdeki mühendis diyor ki, “Zaman, çok daha objektif bir gerçekliktir ve bilimsel ölçütlerle hesaplanabilir.” Ama içimdeki insan, “Zamanın ne kadar kaldığını bilmek, bazen o kadar da önemli değil; önemli olan, bu zamanı nasıl değerlendirdiğindir” diyerek duygusal olarak öne çıkıyor.
Filmde anlatılan “zamanın bilinmesi” fikri, aslında hayatın anlamını, korkuları, umutları ve seçimleri ele alan bir yaklaşım sunuyor. Sonuç olarak, ne kadar yaşayacağımızı bilmenin bize bir şey katıp katmayacağı, her bireyin içsel dünyasına bağlıdır. Her birimizin zamanla olan ilişkisi, kendi hayatımızı ne şekilde yaşayacağımızı belirler. Bilimsel bakış açısı ve duygusal yaklaşım birbiriyle çatışabilir, ancak sonunda bu dengeyi bulmak, belki de hayatın gerçek anlamını keşfetmek anlamına gelir.